TELEVİZYONUN ZARARLARI

1-Televizyondaki kötü programları örnek alan çocuklar ülkedeki suç oranını arttırır.
2-Televizyona çok bağlı olan kişilerde bazı rahatsızlıklar olabilir.(örnek: göz bozulması)
3-Okumak yerine televizyondaki programlardan bilgilenmeye çalışmak, okuma kültürünü öldürür.
4-Televizyona çok bağlı olan kişinin hayatta hiçbir amacı kalmaz ve hayatta bir amacı olmayan kişinin yaşamasına gerek yoktur.
5-Televizyon insanları tembelleştirir tembel olmaya yöneltir.
6-Ders çalışan birinin çalıştığı yerde televizyon bulunması o kişinin dikkatini dağıtarak ders çalışmasına engel olur.
7-Televizyona çok bağlı olan kişilerin işleri aksayabilir.
8-Yöreleri kötü tanıtan bir filmde, o yörenin imajını bozabilir.
9-Ayrıca çok fazla televizyon izlemek enerji kaybına neden olur.
10-Yaşına uygun olmayan kişilerin zararlı programlar izlemesi, kişinin ruhsal ve zihinsel problemler yaşamasına neden olur.

Televizyon çocukların ilk aylardan itibaren ilgisini çeken bir araçtır. Birkaç aylıkbebekler bile bu renkli, hareketli ve sesli görüntüyle ilgilenirler, görme alanları içinde takip edebilirler. Bebekler büyüyüp özellikle müziğe ilgi duymaya başladıkça müzik eşliğinde verilen görsel olarak vurgulanan görüntülere daha fazla ilgi duymaya başlarlar. Televizyonda söz ve görüntü bir arada verildiği için çocuklar çok kolay etkilenirler. İyi seçilmiş programlar izlettirildiğinde çocukların bilgisini, hayal gücünü artırabilir. İlk yıllarda özellikle reklâmlar bebeklerin ve çocukların ilgisini daha fazla çeker. Müzik kanalları da aynı şekilde müzik-ritim ve renkli görüntülerin eşlik ettiği klipler nedeniyle ilgi çekici olur. Bu dönemde fazla televizyon karşısında tutulan çocukların televizyon izleme alışkanlıklarının gelişmeye başladığı bilinmektedir. Özellikle de çocuğa rahat yemek yedirmek veya onun sakince oturmasını sağlamak amaçlı olarak televizyon seyretmeye teşvik edilen çocukların okul yıllarında da sürdürecekleri şekilde televizyon izleme alışkanlığı gelişmektedir. Ayrıca anne-babası çok televizyon izleyen çocukların da yine model alma yoluyla zaman geçirme ve eğlenme aracı olarak televizyonu tercih etmeleri söz konusudur.

Çocuklarımıza sınırlar koymakta karşılattığımız sorun, onların televizyon alışkanlıklarını incelediğimizde bariz bir açıklık kazanır. Bence televizyonlar, tıpkı sigara paketleri gibi bir uyarı etiketi ile satılmalıdır. Televizyon izlemek sigara gibi ani fizyolojik zararlara yol açmasa da, çocuklukta aşırı yemek düşkünlüğünün artışındaki önemli etkenlerden olduğu ileri sürülebilir ve şüphesiz bu düşkünlük hastalıklara neden olur ve hayatı kısaltır.

Televizyon fiziksel olarak bağımlılık yaratmasa da, psikolojik bir bağımlılık oluşturma yeteneğini sorgulamak güçtür. Amerikalıların alışkanlıkları üzerine bir ansiklopedi olan Peoplepedia tarafından yapılan bir ankette, binin üzerinde kişiye kendileri televizyondan vazgeçmeye ikna edecek şeyin ne olduğu soruldu. Şaşırtıcı bir şekilde % 46’sı bir milyon dolardan az bir para için televiz­yondan vazgeçmeyeceğini ifade etti ve ankete katılanların % 25’i bu miktar için bile bunu yapmayacağını söyledi.

Televizyon başlı basma kötü bir şey değildir ve DZ becerilerinin gelişmesini asıl engelleyen, televizyon önünde geçirilen pasif zamandır.

Amerikalı çocuklar haftada ortalama yirmi dört saat televizyon seyrediyorlar; bu, haftada bir gün demek!

Aslında, çocuklarımız, televizyon izlemeye uyku hariç diğer etkinliklerden daha fazla zaman ayırıyorlar.

Ortalama düzeydeki çocuk beş yaşına geldiğinde ortalama üniversite öğrencisinin dört yıl boyunca okulda geçirdiği kadar bir zamanı televizyon izleyerek harcamış oluyor!

Uzmanlar aşırı televizyon izlemenin çocuklar için iyi olmadığını uzun zamandır savunsa da, birçok ebeveyn kendi televizyon bağımlılığı yüzünden çocuklarının televizyon önünde geçirdikleri zamanı denetleyememektedir. Bu, bir alkolikten ölçülü olmasını istemek gibi bir şeydir. Birçok ebeveyn televizyonun çok pahalı olmayan bir bebek bakıcısı olduğunu keşfetmiştir. Ancak duygusal zekası yüksek çocuklar yetiştirmeye ciddi olarak niyetliyseniz çocuğunuzun televizyon izleme süresine katı sınırlar koymak zorundasınız.

TELEVİZYONDAKİ ŞİDDET VE ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Sevgili anneler, babalar ve evde söz söyleme yetkisi olan aile büyükleri, biliyoruz sizin çocuklarınızla ilgilenmekten daha önemli işleriniz var ama biz yinede sizlerle; çocuklarınızla ilgili önemli olduğunu düşündüğümüz bazı konuları paylaşmak istedik. Ve bunu sızın talepleriniz ve isteklerinizle sürdürmeye devam edeceğiz. Sizinle paylaşacağımız ilk konu son günlerde televizyon ve gazetelerde sık tekrarlanan ve okullarda ölümle sonuçlanan şiddet olaylarının artması.

Günümüzde TELEVİZYON BAĞIMLISI, zamanının çoğunu televizyon izleyerek geçiren kişi olarak tanımlanmaktadır. Televizyon bağımlıları değişik yaslarda olabilir. Ve hepsinin ortak özelliği: yaratıcı bazı etkinliklere ayırdıkları zamandan daha çok süreyi tv seyrederek geçirirler.

Örneğin şu anda Türkiye’de çocuklar ilköğretimde 5 saat ders almaktayken bunun yarısı kadar bir süreyi de her gün tv ekranlarında tekrar ve tekrar yayınlanan 2 diziyi izlemekle geçirirler. Bütün bunlarla birlikte kültürümüzde yer alan büyüklerin sessiz sedasız ve karşılıksız olarak dinlenmesi geleneğinin yerini maalesef televizyon almıştır. Televizyonun bu denli etkili olduğu günümüzde tv de yayınlanan şiddet içerikli programlarda gözümüzde şiddeti yüzeyselleştirmiş sanki önemsizleştirmiştir.

Evet, artık çocuğun gözünde belki de toplumun gözünde şiddetin tanımı değişmiş, ŞİDDET KORKUNÇLUĞUNU YİTİRMİŞ, günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Sizde biliyorsunuz ki artık evimizde yalnız değiliz, evde bizimle yaşayan birde televizyonumuz var. O evin son bireyi ama evin en kudretlisi. O emirlerini gözümüzün içine bakarak veriyor.

Fransa da iki sevgili 16 yaşındaki bir genci 40 bıçak darbesiyle öldürdüler.18 yaşındaki genç kızla 17 yaşındaki sevgilisi yakalandıktan sonra polisteki ilk ifadelerine cinayeti tv’ de izledikleri “KATİL DOĞANLAR“ adlı filmden etkilenerek işlediklerini ifade etmişlerdir. Aynı film, üç polis ve bir taksi şoförünün öldürülmesinde de katillere ilham vermiştir. Yine aynı filmden etkilenen bir başkası İskoçya da bir ilkokul basıp 16 çocukla 2 öğretmeni katledince İngilizler şiddet yüklü bu filmin gösterimini yasaklayıp, kaset satışını yasakladılar.

Bu olaylardan sonra Avrupa ve Amerika da televizyondaki şiddetin gösterimini engelleyici ciddi araştırmalara giriştiler. Bunu hem yasalarla hem de televizyonlara şifreler koyarak yaptılar. Onlar işin ciddiyetini anladılar.

Peki, bizdeki durum ne?

EĞER BİR KÖPEK İNSANI ISIRIRSA HABER DEĞİLDİR AMA BİR İNSAN KÖPEĞİ ISIRIRSA İŞTE O HABERDİR… Anlayışıyla insanın köpekleştiği ne kadar haber varsa sansürsüz verdiler. Kendisinden boşanmak isteyen karısını sokak ortasında bıçaklayanı, cinnet geçirdi diye ailesini katledeni, aşkına karşılık vermeyen kızı kurşunlayanı, bunların yetmediği yerde aynı konuları işleyen dizileri ve filmleri sürekli gözümüzün içine soktular. Bu film ve dizilerde şiddetin her türlüsü, işkencenin en acımasızı işlendi.

*Geliştirilen bilgisayar oyunlarında mirasa sahip olmak için bütün akrabaları öldürmek gerekiyordu, çocuklarımız öldürdü…

*Yine oyunlarda insanları kaçırıp işkence yapmak gerekiyordu çocuklarımız işkence yaptı.

*Çizgi filmlerinde bile filmin sonuna kadar iyi ile kötünün mücadelesi şiddet üzerine oldu. Bir birini kestiler, ağzına topu dayayıp patlattılar, üzerinden tank geçirdiler ama en sonunda yine kalkıp devam ettiler, ölmediler.

Bunlara aile içinde ki şiddete şahit olma ve şiddete maruz kalmayı da ekleyince çocuklarımızda şiddet hayatın parçası, kaçılması imkânsız davranış, adeta bir sorun çözme biçimi gibi algılanmaya başlandı. Şiddet çocuk bilincinde bir yöntem, uygulandığında ceza almak yerine uygulayana kahraman havası yaşatan bir davranış şekline gelmektedir

PEKİ, DURUM BU KADAR UMUTSUZ MU?

Hayır. Çünkü bütün bunlara rağmen ÇOCUĞUMUZUN EN DEĞER VERDİĞİ FİKİRLER, ÖRNEK ALDIĞI DAVRANIŞLAR ÖNCELİKLE ANNE BABALARININKİDİR. Eğer biz anne babalar;

*ELİMİZDEN GELDİĞİNCE ŞİDDETE MARUZ KALMALARINI VE ŞİDDETİ İZLEMELERİNİ ENGELLERSEK,

*EĞER BİZ ANNE BABALAR ŞİDDETİ BİR SORUN ÇÖZME YÖNTEMİ GİBİ KULLANMAZSAK,

*SEYREDİLEN ŞİDDETİ ÖVMEZ, ÇOCUĞUMUZA DOĞRU VE YANLIŞLARI ANLATABİLİRSEK. AYRICA;

*Çamaşır, bulaşık, yemek gibi yapılması gereken birçok tatsız işin altında boğuluyor olsanız bile çocuğunuzu, televizyondan başka bir uğraşa yönlendirin. Televizyonun önünde sakin oturmaktansa, bırakın daha fazla kirleten ya da dağıtan diğer aktivitelerle ilgilensin.

*Hikâyeler anlatan kaset dinletin. Bu düşselliği çok daha fazla özgür bırakır. Çocuğunuzu meşgul etmesi için ona resim, yapıştırma, oyun hamuru v.s faaliyet yaptırın ve gerekirse uzaktan kumandayı saklayın.

*Televizyonu ne kadar süreyle ve hangi programı izleyeceğine siz karar verin. Küçük yaşlarda konsantrasyonu bozma kaynağı olan zaping (hızlı kanal değiştirme) yapmaktan kaçının. Çocuğunuz yanlışlıkla kanlı olayların olduğu bir sahneye mi denk geldi.

Televizyonu hemen kapatmak ya da aceleyle değiştirmek yerine, onda şok yaratmış şey üzerine birkaç kelime etmekten çekinmeyin (Onlar rol yapıyor gibi). Böylece onu şaşkın hatta paniğe kapıldığı bir durumdan çıkarmış olursunuz.

*Tam tersine bilinçli ve eleştiren bir televizyon izleyicisine dönüşmesini ona öğretmek için yanında kalmaya çalışın. 6–7 yaşına doğru onun çizgi filmlerden başka şeyler izlemesine izin verdiğinizde bazı temel bilgileri açıklayın. Örneğin ona sinema efektlerini seçmesini, film ile gerçeği ayırt etmesini öğretin. “Gördüğün bu kan aslında ketçap” “Birbirleriyle kavga edenler aslında birbirine vurmuyor, rol yapıyor; Bütün bunlar aslında sana akşamları okuduğum masallar gibi gerçek olmayan şeyler vb.”. Çocuğunuzu tiyatroya götürün ya da gitmesini sağlayın. Rol yapmanın ne oluğunu en iyi orada öğrenecektir.